Etiket Arşivi: danimarka

hayatım bir murphy yasasi gibi

Bazılarınıza sanırım müjdelemiştim geçen hafta, 5 yillik oturma ve çalışma iznim geldi nihayet diye. Tam olarak değil…Murphy yasalarında böyle birşey var mı sağlamasını yapmadım, pek de gerek duymadım, işlerin ters gitmesiyle ilgili öyle çok yasası var ki, illa benimki de vardır. O da şu ki, ne zaman birilerine birşeyin müjdesini versem, veya “oluyor sanırım”,”iş buldum sanırım”, “şu olucak haftaya galiba” gibi bişey söylesem, mutlaka birşeyler ters gidiyor, gerçekleşmesi o kadar olası görünen şey gerçekleşemiyor. İşin kötüsü böyle anlarda, susmasını ve olayın kesinleşmesi için biraz beklemeyi beceremediğimden,” acaba sussaydım, kimselere söylemeseydim, gerçekleşir miydi?” kısmını bilemiyorum, bu gidişle de hiç bilemeyeceğim!

Neyse, şöyle gelişti olaylar… geçen hafta, eve bir mektup geldi, danca yazıyordu ve bayaa uzun bişeydi. ama iki koca paragrafın ortasında, arada bayaa boşluk bırakarak ve sayfayı ortalayarak bold’la yazılmış

21. januar. 2014

oldukça dikkati çekiyordu. Kendi kendime “yok artık! daha neler”  dedim bir yandan gülerek. Sonuçta, oturma iznine başvururken, bana eşimin iş kontratının süresini sormuşlardı,dolayıysla onun bu ülkede kalacağı süre kadar bana da oturum izni verecekleri çıkarımını yapmıştık biz de.

Neyse, ben de bu yabancı işleriyle uğraşan ofise gittim, mektubu gösterdim. “Evet”..dedi kadın, “…2014 ocağına kadar oturma izniniz var, eğer o tarihte hala burada kalmak istiyorsanız, ondan sonrası için süresiz oturma izniniz olacak! Bir-iki haftaya kartınız gelir, o arada da bu mektupla belediyenize gidip CPR numaranızı isteyebilirsiniz. “

Bu CPR numarası denen şey -personal identification number- , olmadan, çalışamıyor veya sağlık hizmetlerinden faydalanamıyorsunuz.

Ertesi gün ben de havalara uçarak belediyeme gittim. Ama önemli bir sorum vardı: benim pasaport hala kızlık soyadımla, dolayıysla sanırım verecekleri oturma izninde de, cpr numarasında da soyadım kızlık soyadım olarak kayıtlara geçecek. Ama, benim bu aralar pasaportumu yenilemem lazım. O halde soyadım da değişecek.  Yeni pasaportumu alınca gelsem burdan işleyebilir miyiz bu değişikliği?” Memurenin kafası bayağı karıştı. Beni evimizin çok yakınındaki bir kiliseye yönlendirdi! “Ordakiler senin yeni soyadını işleyebilirler dedi. Ondan sonra gel, verelim numaranı yeni soyadınla” Hiçbirşey anlayamadım! Benim burdaki kilisede işim ne? ordaki herhangi biri ne yapabilir ki? Lutheryen mi yapıcak yoksa beni? vaftiz mi edicek?

Neyse, zaten kilise kapalıydı, -Allahtan- , ben de ertesi gün tekrar yabancı işlerine gidip aynı soruyu sormanın daha mantıklı olcağını düşündüm, sonuçta belediyedeki birinin yabancı işlerinden anlamaması normaldi.  Zira, yabancı işlerindeki memure, hiç zorluk çıkartmadan, işlemleri yaptı, yeni kartım için formu doldurdu. Ama fotoğrafım yoktu. “

“Yarın gel foto çektirip dedi, bi haftada yeni kartını da yollayalım sana. “

Hahah, süper! İşte bu! – Pek değil… Yanımda bir fotoğraf olmuş olsaydı, herşey çabucak hallolacaktı. Sorunsuz…Ama keşkelerle olmuyor. Netekim, dün Norreporta, şehir merkezindeki tek Fotomat makinesine gittim. Belki daha önce bu aletlerden görmüşleriniz-kullanmışlarınız vardır. Hani Amelie filmindeki gibi işte, kabine girip çektiriyosun. Neyse, ben fransadaki gibi bişey bekliyordum. Ne tür foto istediğimi düğmeye basıp belirticem, hoş sesli bi bağyan da bana seçtiğim dilde açıklama yapacak. Parayı attıktan sonra, pozumu verip kendimi ekranda göreceğim, çekmek istediğim anda deklanşöre basacağım kendim. Hatta sonra sonucu beğenmessem, 3 kere deneme hakkım olacak. Zaten daha başta kıl oldum, 4 tane vesikalığa 80 kr. para istiyordu (22,5 ytl)! yanımda kısıtlı para vardı. Bir de hepsi banknot olduğundan bozdurmak için 3 ayrı yerden abur cubur almak zorunda kaldım. 8 vesikalığa ihtiyacım vardı, yani 80 x 2 = 160 kr bozuk demek 8 tane 20lik bozukluk demek.

Neyse, başta denemek için makineye elimdeki en ufak para olan 1 kronu attım. çünkü aletten ne bi ses ne bi ışık hiçbirşey gelmiyordu. Bozuksa 20 kr kaptırmayayım boşuna dedim, böyle de tedbirliyim yani! Parayı geri vermediğini görünce çalışıyor heralde diyerek hepsini tek tek attım. Ama hala hiç hareket yoktu. Çok sinirlendim, dile kolay, 80 kr! hem de boşa giderse, bir daha oraya kadar gidip aynı işlemleri yapacağım başka bir gün, yine yol parası, yine zaman, yine bozukluklar…. tam küfür etmeye ve para iade tuşuna basmaya başladım ki, birden bi flaş çaktı! Kafamı kaldırdım, bir ikincisi patladı! böyle bir dolandırıcı makine olmaz! Cart diye çekti yahu fotoyu! Sonuç işte böyle bişey:

img_2133

Bir de lomografi makinaları gibi, 4 aynı fotodan değil, 4 peşpeşe foto çekiyor! Her fotoda başka biyere bakıyor olabiliyorsun! Çok saçma yahu! Sanatsal amaçlarla gelmedim ki arkadaşım, bürokratik işlem icabı oradayım…Neyse, ilk 4lükün rezaletinden hemen sonra ikinci seri 4lükler tabii acaip kızgın suratlı oldu. 5 sene boyunca terörist suratlı fotoğrafım olcak oturma iznimin üzerinde!

Ardından, yabacı işler ofisine geri döndüm herşeye rağmen iyimserdim, çünkü yeni oturma izni kartımı verecekti, herşey hallolacaktı. Aynı kadına denk gelmiştim üstelik. Hemen gitti kağıtlarımı getirdi, tam işlemi bitirdi, dedim ki ” bir sorum var, kartım gelene kadarki süre için bana evime yolladığınız mektubun yeni soyadımla olan versiyonundan bir tane verir misiniz? ben de böylece vakit kaybetmeden gidip CPR ımı alayım”. “şefe bir sorayım” dedi, sonra şefle çıkıp geldi. Şef de bana, önce yeni pasaportu beklemem ve ondan sonra tüm bu işlemleri yapmam gerektiğini söyledi. Yani 3 günlük koşuşturma, sabahki sinirim filan boşunaydı! Bravo! Tamam kabul ediyorum, benim de hatam yok değil. Bir kere niye herşeyi tersten yapıyorsun ha Işıl?!bunun da mantıklı bir açıklaması var gerçi ama çok uzun sürer, bütün bu başvuru prosesini baştan anlatmam gerekir…çok uzun!

Ha, bi de üstüne, bu kadar zaman harcadığımdan, yabancılar ofisinden sonra, tren biletimin bir saatlik süresi de geçmiş bulundu, başka da biletim ve param kalmamıştı. ben de kaçak kaçak gittim eve. bir de trende yakalansaydım tam rezalet bir gün olacaktı. Herhalde oracıkta kontrolör abiye bütün içimi boşaltırdım, “your bloody machines, bloody bureaucracy gak guk hüngürr” diye…

Böyle işte…şimdi “oturma iznim” var, ben de onu yapıyorum, oturuyorum ve bekliyorum.

viz viz vizzz…vize

uskudikey2

uskumini

Bu fotoğrafları, Kopenağa gelmeden önce yaptığım son üsküdar motor yolculuğumda çekmiştim. Fransa konsolosluğundan dönüyordum, çok mutluydum, ilk kez bürokratik biryerde işim bir gün içinde hallolmuş, para ödemeden, beklemeden vizemi almıştım. Üstüne bir de veda niyetine iki renge bölünmüş, bu gökyüzü il e uğurluyordu İstanbul beni. Pek çoklarımız için klişe bir manzara biliyorum, ama benim için o gün, o güneş batışı çok güzeldi.

Bu gün sabah, oturma iznimle ilgili, bi form için eksik kalan imzamı atmaya ve yeni adresimizi vermeye gittik. Birkaç hafta içinde haber alırsınız dedi çocuk. Çok toy bişeydi, bence dünyadan haberi yok. Umarım şu sadece perşembe günleri çalışan şef kadın gelir de biran önce dosyamı inceler ve onaylar. Ve umarım hıyar gibi, oturma iznimi Istanbul’a yollamazlar.

Galiba bir ay daha böyle aylak aylak takılacağım. Günde 5 tane blog postlarım artık. Yaşadınız :p

dan-türk kardeşliği

tyrsk
carlaakp

Bilmem biliyor musunuz, Danimarka’nın en büyük göçmen kitlesi Türkiye. Dolayısıyla bol bol bahsimiz geçiyor buralarda. Dışarı her çıktığımda türkçe mutlaka duyuyorum günde birkaç kez. Danlar, tıpkı almanyada veya diğer büyük türk göçmen kitlesi bulunduran avrupa ülkeleri gibi, türklerin yaşadıkları yerin dilini öğrenmemekte ısrarlı olmasından şikayet ediyorlar. Halbuki her yer bedava danca kursu kaynıyor. Burda oturduğun ilk 3 sene boyunca, her belediyede bedava dil kursu alabiliyorsun.  Birçok devlet dairesinde veya kütüphanelerde ikinci dil türkçe. Pratik hayatla ilgili herşeyin türkçe olarak da broşürü mevcut.

Neyse, sadede geleyim, dün tren beklerken şöyle bir duvar yazısı vardı : Micha, Dan *kalp* Carla, Türk. Hemen yanında da, “FLH’li Micha ve AKP’li Carla”. FLH’ın burda iktidarda olan sağ muhafazakar parti olduğunu sandım ama değilmiş. Ne olduğunu bulamadım. Bana sanki dan birisi tarafından, danlara göre bu hiç olmayacak kombinasyonla dalga geçmek için yazılmış gibi geldi.  Gerçi AKP isminden haberi olan bir dan da düşünemiyorum. Ama Carla isimli bir AKP’li de düşünemiyorum…Neden sonra, Carla Bruni geliyor aklıma. Sarkozy’den sıkılıp oryantal arayışlara girerek Abdullah Gül’le evlenip müslüman olduğunu, ismini de Hatice olarak değiştirdiğini hayal ediyorum. O da olur. Impossible is nothing.

cold/hot

mermaidcovered

Danimarkalilarin bi lafi var:  ” soğuk hava yoktur, yanlış kıyafet vardır*” diye. “İşte bu yüzden, diyor bir Dan arkadaşım, bizde her türlü kıyafetten çeşit çeşit vardır”. En kalın paltodan ince bir rüzgarlığa varıncaya dek arada 7-8 çeşit bulunduran bir skala. Erkeklerin gardropları bile böyleymiş. Zaten Kopenagın merkezinde  günün herhangi bir (iş) saatinde dolaşırken hep kendi kendime “ne kadar çok mağazada ne kadar çok alışveriş yapan insan var!” diyorum. Hem de bir sürü erkek görüyorum, ellerinde sepetleri bayaa bildiğin kadın gibi konsantre olmuş tamamen çevreden kopmuş bişekilde reyonlara bakan. Benim bugüne kadar tanıdığım erkekler, hangi milletten olursa olsun, genelde yılda sadece bir gün alışverişe çıkarlar, o da zorla. Tabii, işin maddi boyutu var biliyoruz! Danimarkalıların alımgücünden filan falan…Hayatın acı gerçekleri…Bunlara hiç girmeyelim!

Ama bence kıyafetlerin yanısıra başka sebepler de var Danlarin soğukla aralarının iyi olmasında. Örneğin yoğun alkol tüketimi. Ben de mesela geçen hafta sonu, aynen dan kızları gibin mini etek giydim, ve hiç üşümedim! Çünkü, Oliv’lerin laboratuarda xmas yemeği vardı. İki hafta tatil olduğu için anca geçen hafta beraber kutladılar. Laboratuarın yarısı yabancı olduğundan, herkesin kendi ülkesinden yemek ve içecek getirmesine karar verilmiş. Öğlen 2′de gittiğimde Oliv’in yanaklar al al olmuştu bile. “Yanlış yere oturdum Işıl ya!dedi. Rusla Dan ların ortasına oturmuş! Ben de aralarına girdikten birkaç dakika sonra anladım ne demek istediğini. Bir de İskoçumuz var, Oliv’in tezci çırağı. O da iskoç whisky si getirmiş…biz de rakı mı götürsek diyorduk, iyi ki götrmemişim, çok ölümcül bi karışım olurdu! fransız şarabı almıştık iyi ki onun yerine. Ben gittiğimde henüz birşey yememiştim, karşılama töreni şerefine bana direk bi shot votka koydu rus çocuk. ve iki dakikada bir tazeledi! bir ara kadeh kaldırırken hangi bardağımı seçsem diye o-piti piti yapıyordum: carlsberg, şarap, vodka, viski. yihheaaa! Öğlen ikide başlayıp gece 2′de biten bu maratonun sonunda eve dönmek için işte o az önce bahsetiğim mağazalarla kaplı birbirini kesen caddelerden geçiyorduk, yanlış hatırlamıyorsam önüm bağrım açık yürüyordum ve hiç üşümüyordum.

Üşümemelerinin başka bir sebebi de bence kapalı mekanların yalıtımı. Danlar enerji tüketiminin minimumda olmasına çok dikkat ediyorlar. Danimarka’da çift camlı olmayan bir daire göremezsiniz. Halbuki, başka yerlerde öyle mi? çok akıllıyız ya, çok para harcamayacağız, çünkü çok pahalı yeni cam taktırmak, bütün pencereleri değiştirmek…Oysa doğalgaza gitgide daha çok bayıldığımız paraları, evin kendi ısıtmasının yetmeyip bir de minik elektrikli soba çalıştırarark elektrik faturalarımızı da şenlendirdiğimizi gözden kaçırıyoruz. Biz derken…hem türkler, hem de fransızlar. Hatta Fransızlar daha fena bu konuda, onlar hem bakım ve yalıtım yapmadıkları gibi, doğru düzgün çalıştırmıyorlar bile ısıtıcılarını, sonra da kendi kendilerine söylenip duruyorlar . Tam bir fransız tutumu. Fransız değil Parizyen demek lazım, bu ikisi birbirinden çok farklı şeyler, ve söylenmeleriyle, herşeye şikayet etmeleriyle ünlü olanlar parizyenler, fransızlar değil.

Neyse, konumuza geri dönelim. Burda üşüme sorunuyla karşılaşmamış olmama bir başka etken olarak, havanın kuru olmasını gösterebilirim. Ve fakat bunun nasıl böyle olduğu benim için tam bir muamma, zira burası bir ada! hem de minik bir ada! her yer su! nasıl oluyor da iklimi bu kadar kuru oluyor ben henüz bu sır perdesini aralayabilmiş değilim. Zaten meteoroloji uzmanlık alanım değil. Dolayısıyla bu konuyla ilgili açılımım bu kadarla kalıyor.

Biz Danların, burda üşümemesiyle ilgili son sebep de şu sanırım: ısıtma faturasını biz değil ev sahibimiz ödüyor!!!bunu duyduğumda havalara zıpladım. Günün büyük bir kısmını bilgisayar başında sadece parmaklarımı hareket ettirerek geçirceğimi bildiğimden, kaloriferleri maksimumda yakabilmek çok önemliydi benim için. Ve eğer faturasını biz ödüyor olsaydık bu kesinlikle mümkün olmazdı! : )

Sonuç olarak arkadaşlar, burda tek yapmak gereken rüzgardan korunmak. Bisiklete binerken mesela rüzgar geçirmeyen pantolon giymek lazımmış onu anladım. Ben geçen gün bi eşşeklik yaptım, jean gibi soğuğu olduğu gibi tutan bişi giydim, bisikletten indikten sonra 1 saat kadar bacaklarını hissetmedim. Oysa Danlar normal kıyafetlerinin üstüne (etek giymişlerse altına) rüzgar geçirmez pantalonlarını giyiyor ve kışın en soğuğunda bile bisikletlerinden inmiyorlar. İşte hayat böyle birşey, yaş kaç olursa olsun, bazı şeyleri öğrenmek için görmek yetmiyor, bizzat tecrube etçen ki kafana kakılsın.

Saatin 4′ünde kalkıp bunları yazdığımı söylemiş miydim? ve saatin şuan 7:30 olduğunu…Ve Oliv’in işe gitmek için az sonra kalkacağını? Alarmının 3 kez çaldığını, ve onun hala kalkmadığını? Dün gece 2 haftadır koyduğumuz kuralları yıkıp bi şişe şarap ve birer bira içtiğimizi? Muhtemelen bundan dolayı uyanmakta zorlandığını, benim de aynı sebepten tam tersi uykumun kaçtığını? Ve Onu uyandırmaya kıyamadığımı?

07:50

7h40pti

*Der findes ikke dårligt vejr – kun dårlig påklædning.