
Bu Cumartesi Malmö’ye gittik. Hava günlük güneşlikti şansımıza. Kopenhag’ın merkezinden trene bindiğinizde, yarım saatte, şu yukarda görmüş olduğunuz köprü bağlantısıyla ulaşıyorsunuz bu minik adaya. Garda iner inmez birer şehir haritası edinip, görülesi yerlerine baktık. Önce garın oradan başlayan ve şehrin ana damarını oluşturan trafiğe kapalı caddesini boydan boya gezdik. Bunu yaparken biraz üşüdüğümüzden, içerilerde biryerlerde dolaşmanın uygun olacağını düşünüp design müzesini ziyaret ettik. Minicik bir yerdi, bir fotoğraf sergisi ve 3-5 masa-sandalye designi dışında pek birşey yoktu açıkçası.


Sokaklarda da şöyle kareler aldık:




Oradan çıkışta, cafelerle çevrili turistik minik bir meydanda, dışardaki masalardan birinde oturup birer bira içme fikriyle hareket ettik. Yürürken, biriyle göz göze geldim. “aaa, tanıyorum ben bunu!” şeklinde bakarken, kendisinde de aynı ifade vardı, daha doğrusu ben kim olduğunu çıkardım hemen ilk şoktan sonra da kendisi bulamadı başta. Benim çok yakın bir dostumun başka bir kadim dostu olan Hakan Vreskala, Norrda grubunun da bir üyesi aynı zamanda. “Aaa?! napıyosun burda?! gezmeye mi geldin? dedi. Çok acelesi varmış, grubun diğer elemanları önden önden otele doğru gidiyorlarmış, onları kaybetmemek için cep telefonunun numarasını verip, “akşam burada konserimiz var, bana mesaj at” deyip fırladı gitti. Bütün bunlar yaklaşık bir 30 saniye sürdü, sahneye birşey anlayamadan tanıklık eden Olivcim Malmö’de bile tanıdık birileiyle karşılaşmamış olmama “e pes doğrusu” dercesine bakıyordu.
Ne acayip dünya, ne acayip hislerim var bazen. İki haftasonudur Malmöye gitmek istiyorduk. Geçen haftasonu Vol beat’in konserine gideceğimiz için ve hava kötü olduğundan vazgeçmiştik. Bu haftasonu da içimde orada bir konsere kalma isteği vardı, çünkü myspace’te geçen hafta gitmiş olsaydık, Malmö yerlisi Fredrik diye güzel bir grubun konserine gitmeye çok heveslenmiştim. O içimde kalan histen olsa gerek, işte karşıma, İsveçte yaşadığını bildiğim tek insan çıkıverdi. Bu olayın enteresanlığına ve dünyanın küçüklüğüne şaşkınlıkla gülerken, oturduğumuz yerin menüsünü açtığımda ne göreyim, cafenin ismi ” piccolo mondo” yani “küçük dünya” .)

Fakat şöyle bir aksaklık oldu, bizim cep telefonu meğer çkmiyormuş Malmö’de. Ayrıca söylediği numarayı da yanlış kaydetmişim, 7 yerine 10 rakam vardı nasıl olduysa! Çözüm olarak, bolca da vaktimiz olduğundan, gara geri dönüp, internete girip, Hakan Vreskala ve Malmö yazarak nerde ne yaptıklarını öğrendik. Afişi kim hazırlamış bilmiyorum ama çok kroydu, ben de korktum saçma sapan birşey zannedip. Sonra grup isimlerini myspace te yazıp bakınca, hoşumuza gitti, gidelim dedik. Nevruz bayramı sebebiyle, Afganistan, İran, Pakistan ve tüm “-tan” larla biten ülkelerin (:P) müziği ve stand-up showları şeklindeydi gece programı. Herkes kahkahalarla gülerken biz mal mal birbirimize baktık, çok saçmaydı, ama çok dikkatli dinleyince bazen anlayabiliyorduk.Özellikle türklerle ilgili şakalar yaparlarken .) Bana göre İsveççe Dancadan kesinlikle hem daha güzel geliyor kulağa hem de daha kolay, keşke isveçte olsaydık…
Şu grup Abjeez diye iki iran asıllı ablanın grubu, sunucu takdim ederken “bee gees” den uyarlama yapmışlar gibisinden bir espiri yaptı isveççe, mesela onu anladım :) aynı zamanda abjeez farsçada bacı demekmiş.
Malesef, fotoğraf makinemin pili tam da Hakanın performansının başında bitti! çok sinir oldum, başta geleneksel bi davul-zurnayla başladılar, sonra 2. parçası çok iyiydi, onu kaydetmek isterdim ama mümkün olmadı malesef. Şu davuluyla gümbür gümbür gelen de işte Hakan.
Gara gittiğimizde kopenhag’a geri dönen treni kıl payı kaçırmışız. Bir sonraki bir saat sonra olunca, garın karşısındaki kazık fransız özentisi bir barda birer bira içtik. Dönüş biletlerimiz sadece geceyarısına kadar geçerli olduğu halde, kontrolcü teyze hiçbirşey söylemeden kontrol edip geçti. Mutlu mutlu yuvamıza geri dönüp, bu yorucu günün ardından pestil gibi uyuduk.


