Etiket Arşivi: sıcak

cold/hot

mermaidcovered

Danimarkalilarin bi lafi var:  ” soğuk hava yoktur, yanlış kıyafet vardır*” diye. “İşte bu yüzden, diyor bir Dan arkadaşım, bizde her türlü kıyafetten çeşit çeşit vardır”. En kalın paltodan ince bir rüzgarlığa varıncaya dek arada 7-8 çeşit bulunduran bir skala. Erkeklerin gardropları bile böyleymiş. Zaten Kopenagın merkezinde  günün herhangi bir (iş) saatinde dolaşırken hep kendi kendime “ne kadar çok mağazada ne kadar çok alışveriş yapan insan var!” diyorum. Hem de bir sürü erkek görüyorum, ellerinde sepetleri bayaa bildiğin kadın gibi konsantre olmuş tamamen çevreden kopmuş bişekilde reyonlara bakan. Benim bugüne kadar tanıdığım erkekler, hangi milletten olursa olsun, genelde yılda sadece bir gün alışverişe çıkarlar, o da zorla. Tabii, işin maddi boyutu var biliyoruz! Danimarkalıların alımgücünden filan falan…Hayatın acı gerçekleri…Bunlara hiç girmeyelim!

Ama bence kıyafetlerin yanısıra başka sebepler de var Danlarin soğukla aralarının iyi olmasında. Örneğin yoğun alkol tüketimi. Ben de mesela geçen hafta sonu, aynen dan kızları gibin mini etek giydim, ve hiç üşümedim! Çünkü, Oliv’lerin laboratuarda xmas yemeği vardı. İki hafta tatil olduğu için anca geçen hafta beraber kutladılar. Laboratuarın yarısı yabancı olduğundan, herkesin kendi ülkesinden yemek ve içecek getirmesine karar verilmiş. Öğlen 2′de gittiğimde Oliv’in yanaklar al al olmuştu bile. “Yanlış yere oturdum Işıl ya!dedi. Rusla Dan ların ortasına oturmuş! Ben de aralarına girdikten birkaç dakika sonra anladım ne demek istediğini. Bir de İskoçumuz var, Oliv’in tezci çırağı. O da iskoç whisky si getirmiş…biz de rakı mı götürsek diyorduk, iyi ki götrmemişim, çok ölümcül bi karışım olurdu! fransız şarabı almıştık iyi ki onun yerine. Ben gittiğimde henüz birşey yememiştim, karşılama töreni şerefine bana direk bi shot votka koydu rus çocuk. ve iki dakikada bir tazeledi! bir ara kadeh kaldırırken hangi bardağımı seçsem diye o-piti piti yapıyordum: carlsberg, şarap, vodka, viski. yihheaaa! Öğlen ikide başlayıp gece 2′de biten bu maratonun sonunda eve dönmek için işte o az önce bahsetiğim mağazalarla kaplı birbirini kesen caddelerden geçiyorduk, yanlış hatırlamıyorsam önüm bağrım açık yürüyordum ve hiç üşümüyordum.

Üşümemelerinin başka bir sebebi de bence kapalı mekanların yalıtımı. Danlar enerji tüketiminin minimumda olmasına çok dikkat ediyorlar. Danimarka’da çift camlı olmayan bir daire göremezsiniz. Halbuki, başka yerlerde öyle mi? çok akıllıyız ya, çok para harcamayacağız, çünkü çok pahalı yeni cam taktırmak, bütün pencereleri değiştirmek…Oysa doğalgaza gitgide daha çok bayıldığımız paraları, evin kendi ısıtmasının yetmeyip bir de minik elektrikli soba çalıştırarark elektrik faturalarımızı da şenlendirdiğimizi gözden kaçırıyoruz. Biz derken…hem türkler, hem de fransızlar. Hatta Fransızlar daha fena bu konuda, onlar hem bakım ve yalıtım yapmadıkları gibi, doğru düzgün çalıştırmıyorlar bile ısıtıcılarını, sonra da kendi kendilerine söylenip duruyorlar . Tam bir fransız tutumu. Fransız değil Parizyen demek lazım, bu ikisi birbirinden çok farklı şeyler, ve söylenmeleriyle, herşeye şikayet etmeleriyle ünlü olanlar parizyenler, fransızlar değil.

Neyse, konumuza geri dönelim. Burda üşüme sorunuyla karşılaşmamış olmama bir başka etken olarak, havanın kuru olmasını gösterebilirim. Ve fakat bunun nasıl böyle olduğu benim için tam bir muamma, zira burası bir ada! hem de minik bir ada! her yer su! nasıl oluyor da iklimi bu kadar kuru oluyor ben henüz bu sır perdesini aralayabilmiş değilim. Zaten meteoroloji uzmanlık alanım değil. Dolayısıyla bu konuyla ilgili açılımım bu kadarla kalıyor.

Biz Danların, burda üşümemesiyle ilgili son sebep de şu sanırım: ısıtma faturasını biz değil ev sahibimiz ödüyor!!!bunu duyduğumda havalara zıpladım. Günün büyük bir kısmını bilgisayar başında sadece parmaklarımı hareket ettirerek geçirceğimi bildiğimden, kaloriferleri maksimumda yakabilmek çok önemliydi benim için. Ve eğer faturasını biz ödüyor olsaydık bu kesinlikle mümkün olmazdı! : )

Sonuç olarak arkadaşlar, burda tek yapmak gereken rüzgardan korunmak. Bisiklete binerken mesela rüzgar geçirmeyen pantolon giymek lazımmış onu anladım. Ben geçen gün bi eşşeklik yaptım, jean gibi soğuğu olduğu gibi tutan bişi giydim, bisikletten indikten sonra 1 saat kadar bacaklarını hissetmedim. Oysa Danlar normal kıyafetlerinin üstüne (etek giymişlerse altına) rüzgar geçirmez pantalonlarını giyiyor ve kışın en soğuğunda bile bisikletlerinden inmiyorlar. İşte hayat böyle birşey, yaş kaç olursa olsun, bazı şeyleri öğrenmek için görmek yetmiyor, bizzat tecrube etçen ki kafana kakılsın.

Saatin 4′ünde kalkıp bunları yazdığımı söylemiş miydim? ve saatin şuan 7:30 olduğunu…Ve Oliv’in işe gitmek için az sonra kalkacağını? Alarmının 3 kez çaldığını, ve onun hala kalkmadığını? Dün gece 2 haftadır koyduğumuz kuralları yıkıp bi şişe şarap ve birer bira içtiğimizi? Muhtemelen bundan dolayı uyanmakta zorlandığını, benim de aynı sebepten tam tersi uykumun kaçtığını? Ve Onu uyandırmaya kıyamadığımı?

07:50

7h40pti

*Der findes ikke dårligt vejr – kun dårlig påklædning.