Etiket Arşivi: türkiye

kuyruk teorisi

izdiham

Bundan yaklaşık 4 hafta kadar önce, Türkiye konsolosluğunu arayıp pasaportumu değiştirmek istediğimi belirtince, bana randevu için verdikleri uzak tarihten ötürü içimden ” vay be Paris başkonsolosluğunun kabus kuyruklarından sonra ne kadar gelişmiş geliyor kulağa!randevuyla çağırıp hem de bu kadar ileri tarihe randevu verdiklerine göre, herhalde gerçekten tıkır tıkır işlemesini sağladılar” demiştim.  gerçekten de Paris’te konsolosluğa işiniz düşünce, 17. bölgede bulunan  (Parisin en aristokrat ve “makam” bölgesi) mekana yaklaştıkça “neden yol yordam kaygımız bu kadar eksik, neden insanlarının zamanının ve enerjsinin hiç değeri yok? gibilerinden sitemli sorular yükseliyor içimden. Bir sokak boyunca kaldırımlarda bekleşen insanlar…Paristeki başka hiçbir konsolosluk önünde böyle kuyruk göremezsiniz.

Velhasıl, bu sabah saatinden bile önce – sırayı aksatmama  kaygısıyla- konsolosluktan içeri girdim. Benden başka sırada sadece bir kişi vardı ve onun işi görüldüğü esnada birden SİSTEM ÇÖKTÜ. Beklemeye başladık. Ben de bari kitap okuyayım dedim, ve “nüfus” gişesinin tam önünde sandalyeye oturdum. Benden sonra yavaş yavaş bir yığılma oluşmaya başladı, ama o kadar ufak bir alan ki, her giren kendinden önce kimin orda olduğunu beynine kaydedemiyorsa, ya hafızayla ilgili ya da algısal bir sorunu var desem yeridir. Ben de ayaklanayım bari dedim, çünkü belli, sıram kapılacak. Zaten 1,5 saattir beklerken, daha 2 dakka önce gelip “pardon bağyan bişe soracahtım” diye girip gişenin önünü doldurmaya başladı herkes. Bir ara, bi kadın girdi. Evliymiş de, boşanmış da, çocukları olmuş boşandıktan sonra da, sonra kocasıyla birleşmişler de, onlara kimlik mi çıkarttırmak istiyor, pasaportunu mu yeniletmek, kendi kimliğini mi…bir türlü anlayamadık. Hatun herşeyden bihaber, bi kargaşa, geldi en öne girdi…Ben de yanında duruyorum ama sistem düzelmedikçe en önde ben varım demeye gerek duymuyorum. -ne kadar safım-. Biraz sonra başka bi adam geldi, o da kalabalığı yarıp cart diye kağıtlarını gişeye sokuşturmaya çalıştı. Yanımdaki olay kadın, “beyefendi kuyruk var görmüyor musunuz, bekliyoruz” dedi. Adam pardon deyip kenara çekildikten sonra, bana da dönüp” benden önce siz varsınız, siz de buraya gelin de anlayalım” deyince, önce, “ne gerek var işte, madem herkes herşeyin farkında, ona göre davranamıyor muyuz?  diyecek bulunup, sonradan “aksiliğin alemi yok Işıl, en azından kız iyiliğini düşünüyor, ve en azından cevvalliğe gerek kalmayacak” diye sevindim içimden. bir yarım saat daha geçti…O yarım saat içerisinde, bir THY uçağının düştüğü haberi geldi. Tam içimden “sistem kelimesinin belki de türkçe olmamasından, hiçbir sistemi doğru düzgün uygulayamadığımızı düşünmekteydim. Uçağın düştüğünü duyunca neden bilmiyorum, ilk aklıma gelen kaza sebebi, binenlerden birkaçının cep telefonlarını kapatmamış olması fikri oldu. Aslında neden ilk ihtimal bunu düşündüğümü biliyorum ama açıkça söylemek pek hoşuma gitmiyor, kendimi faşizan buluyorum. Hafif üstü kapalı söylemem gerekirse, çevremdeki suratların, benim her yurtdışı-türkiye uçuşumda mutlaka karşılaştığım, sıra kavgası yapan, telefonlarını kapatmayan, gürültülü, tuvalette sigara içen suratlara oldukça benzemesiydi, sanırım ondan böyle bir çağrışım oldu kafamda. Kendime kızıyorum bazen bu tür yargılarımın önüne geçemediğim için .Bu arada bekleşmeye devam ederken, benim çok uzun zamandır aklımda olan sorumu artık sormam gerektiği hissi depreşti içimde:  yeni nüfus cüzdanı çıkarttırırken, Din haznesinde yazanı sildirmek istiyordum. Ama çevremdeki insan topluluğuyla öyle götgöteydim ki, fısıldayabilecek bir durum yoktu, herkes duyacaktı ve çevremdeki topluluk, böyle bir isteği duymaktan hiç de haz edecek bir topluluk değildi. Hatta çıkışta temiz bir dayak yeme ihtimalimin çok yüksek olduğunu düşünüp, bunu bir not kağıdına yazıp memure hanıma vermeyi uygun buldum. Çevremdeki kalabalık merakla bana baktı, memure hanım da. Malesef, Türkiyedeki nüfus müdürlüğüne başvurmam gerekiyormuş, buradan olmuyormuş. Yani tekrar yenileteceğim nufüs kağıdımı kısa bir süre sonra demek oluyor bu! oooofff offf…

Her neyse, biraz sonra, hem düşen uçakla ilgili merakımdan, hem de arkamdaki ayının sürekli arkamdan abanmasına dayanamayıp, az önce  hakkımı savunduğunu sandığım kıza, ” ben iki dakika dışarı çıkıp geliyorum, eğer o esnada sistem geri gelirse siz buyrun geçin önüme, ama gelmezse ben sıramı geri alırım” deyip dışarı çıkıp hem bekleme odasındaki tv de habere bi baktım, hem de bi sigara içip döndüm. Bi baktım kız beni gördüğü halde, hiç oralı değil, en önde göğüsleriyle tamamen gişeyi kapatmaya devam ediyor. Ben de hemen arkasına gelip beklemeye devam ettim. Az sonra gişedeki kadın, “sistem geri geldi” der demez, kız fotoğraflarını ve kimliğini kadına uzattı. “E ama bi dakka ya! dedim, az önce siz demiyor muydunuz sıra var, sıraya girin diye millete, şimdi aynısını nasıl gözümün içine baka baka siz yapıyosunuz?” . “E sen de gitmeseydin!” demez mi gevrek gevrek kaltak!? -cinnet geçirmeme az kaldı, ama ben gerçekten yeterince çakal, cadaloz olamıyorum.Ve adrenalin en çok bu gibi bana “adaletsizlik” yapıldığı anlarda bedenime pompalanıyor, dolayısıyla adrenalin denilen o kahpe hormon yüzünden beynim gerekli kelimeleri üretemiyor. Ve gişedeki memure da bana hiç mi hiç yardımcı olmayıp öteki kaltağın kağıtlarını alıyor. İyice sinirleniyorum. Ama kendimi yatıştırmaya çalışıyorum “boşver ışıl, bu kadına ne diyebilirsin, sadece kendini yıpratıyorsun şuan”. Ve o esnada memureaanım diyo ki, “hanfendi ta 94′te çektirdiğiniz fotoğrafla ben size nasıl çıkartayım yeni kimlik? lütfen gidin fotoğraf çektirin”! dolayısıyla kaltak içeri gitmek zorunda kalıyor, ben de içimin yağları eriyerek  “ilahi adalet işte sana kaltakkkkk!”diyorum, ve gişeye ben geçiyorum! Işlemim yapılırken, arkamdaki adamlar da bol bol o kaltağa ve türk milletinin (yani hepimizin) bu yüce gevrekliğine laf atıyorlardı -ki hepsi aynı şeyi ilk geldiklerinde yaptıkları halde bok atabilmeleri çok ironik bir durumdu-. Az sonra o kaltak pasaport gişesine geçip, pasaportunu değiştirmek istediğini söyledi. Ama bu insan müsfeddesi, ne yeterince fotoğraf çektirmiş, ne de yanında yeni pasaport için gerekli bedeli düşünmüş! Yani, gerçekten anlayamıyorum, şimdi bu karı da telefon açıp randevu almadı mı benim yaptığım gibi?! görüşmeler randevuyla diyor her yerde!? Hayır, eğer randevu aldıysa, nasıl oluyor da, ne gibi kağıtların veya kaç fotoğrafın veya kaç paranın gerektiğini bilmiyor?! Bu beyinsizlik değil arkadaşlar, bu başka bi boyut. Bu düşüncesizlik, terbiyesizlik, öngörü yoksunluğu…bunların bir karışımı. Veya kısaca insanlıktan nasibini alamamak da diyebiliriz.

Sistem kelimesi yunanca “syn” yani “ile, birlikte” kelimesiyle, “histemi” yani “duruyorum” un birleşmesinden geliyormuş. “together i stand” yani “birlikte duruyorum”, “birlikte duruş” bir sistemin oluşması demek. Bizde sistemdeki aksaklıklar “birlikte” duramamktan mı kaynaklanıyor? yani mesela böyle kuyruk oluşturup bekleyememekten mesela? Veya birlikte durup düşünememekten “bu insanların kavga etmesine gerek kalmadan işlerini nasıl en verimli şekilde halledebiliriz”i?

Belki orada benim dışımda kimseciklerin sıra bilinci taşımıyor olması, bunun türklerin ortak özelliği olduğunu savunmaya yetmez diyebilirsiniz.  Peki o zaman size, google da bir ” izdiham” bir de “sıra kavgası” kelimelerini yazıp bakın bakalım ne sıklıkta kaç insan ölmüş, neler olmuş türkiyede bu iki tema altında. türkiye dışında genelde “izdiham” ve kuyruk kavgası nerelerde yaşanıyor ona da bir bakın bakalım….Hac, Hindistan…Sonra ingilizce wikipedia’da kuyrukla ilgili sayfaya bakarken, “kuyruk teorisi” diye birşey görebilirsiniz…  Adamların teorisi var bununla ilgili! Bir kuyruk nasıl daha düzgün işleyebilir bunu düşünmek için, bırakın her gişe olan yerde numara verilme olgusunu, bununla ilgili matematiksel teorileri var!!! Böyleyken böyle oluyor işte.

kuyruk1

sözlükten aktarma vol.4

tibette7yil_image213

“öpüşen insan görmekten rahatsız olan insancıklar” başlığı altında:

Turkiye’de sokakta sevisircesine bir hisimla opusen cift gorulmesinin nadirligi asikardir,dolayisiyla rahatsiz olanlarin saturasyon limitini merak etmiyor degilim(ben gormedim mesela). bence opusmenin ne globalizasyonla, ne de amerikan filmi izlemeyle alakasi yoktur. iki insanin opusmesi, -ki aslinda siddeti ne olursa olsun-, iki insanin arasindadir, nasil allahla kul arasina girilmezse, iki sevgili arasina da ole dalinmamalidir kanimca. “ehh, gencler birbirini sevmis, bize bok yemek duser” kalenderligi oyle her baba yigidin harci birsey degildir ulkemizde, zaten hicbirimiz oyle gormedik maalesef. benden henuz 2 jenerasyon gerideki babannem bile babamla karisinin karsisinda dudaklarini birbirne degdirmesine kil olur, saygizislikmis. (ki kendisi ateisttir) kime,neye saygisizlik? sevgi,ask,sevkat gibi saf ve temiz duygularin “gunah,ayip” goruldugu bir memlekette yasiyoruz. pek tabii ozenir genc insan askini ozgurce yasayan toplumlara…kaldi ki, bir cocuun onunde hayvanca yiysmek bence ayni cocugun gozlerinin onunde babasinin annesine temiz bir dayak atmasindan eminim ki daha az travma yaratir.

tarihte bugün neler oldu

1993 – Gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldürüldü.

Youtube yasak oldugundan Dailymotion’da buldugum bir Uğur Mumcu konuşmasını koyuyorum. Youtube’da daha çok konuşması var tabii. Sabahtan beri youtube’da Uğur Mumcu’yla ilgili videolari izlerken ilişkili videolara kayaraktan Abdullah Gül’ün 95′te yaptığı Avrupa Birliğine asla ve asla giremeyeceğimizi söylediği videoya, ardindan Tayyip’in “ya islamcı olacaksın, ya laik, hem laik hem islamcı olunmaz!” videosuna, ergenekona, susurluka, Hrant’a, Engin Çeber davasına, geçtiğimiz 1 mayıslarda olanlara filan geçtim bir süre sonra… Bir cumartesi sabahi insan kendine bu işkenceyi yapmamalı demek isterdim ama demiyorum. Arada bir en azindan bir kendimizi dürtmeliyiz böyle diye düşünüyorum. En azından böyle tarihi günlerde. Hep aynı kokuşmuş suratların kokuşmuş laflarının maske değiştirme suretiyle ağzımızdan burnumuzdan zorla sokulmasına bünyemiz, miğdemiz el vermemeli, tepki göstermeli. Tıpkı 1 gün beklemiş bir kusmuğu kokladığımızda, 2 senedir çürümeye bırakılmış bir cesedi kokladiğimizda olduğu gibi. Gerçi artik zaman aşımından kokulari da kalmadi hiçbirinin. Havaya ve ortama ayak uydurdular, kokmuyorlar artik. Hafızamızı da bu çağda bile silmeyi ve köreltmeyi başarabiliyorlar. Veya belki biz kendi kokumuzdan onlarinkini alamıyoruz. Sustukça içimizde birikenler çürütüyor bizi. Unuttukça, beynimizin bir dehlizinde birikenler çürüyor. Biz de leş gibi kokuyoruz.

Uğur Mumcu’nun öldürülmesi kanımca Türkiye için karanlık günlere geçişimizi garantileyen süreci başlatan tarihi bir olaydır. Kendisini çok özlüyorum, Ve Türkiye adına gördüğüm tablo benim midemi gerçekten bulandırıyor.

1984Macintosh bilgisayarlar piyasaya sürüldü.


Bu her ne kadar tarihe teknolojiyle alakali bir gelişme olarak geçmiş olsa da,  reklamını hemen üstte bahsettiğim Uğur Mumcu cinayeti ve Youtube yasağıyla ilişkilendirmek işten bile değil. 1984′te yapılmış bu reklama karşılık olarak diyorum ki ben, her ne kadar teknoloji gelişmiş olsa da, bir takım şeyleri daha etraflı görebiliyor, duyabiliyor, dünyada gelişen olaylara eş zamanlı ulaşabiliyor olsak da, Big Brother’lar hala bilgiğini okuyor, görüyor olmamız birşeyi değiştirmiyor. Hepimiz aha işte bu videodaki mallar gibi malız, ağzımız açık izlemekten başka birşey yapmıyoruz.

Bugün karamsarım. Bugün yaradılışımın zavallılığına kızıyorum. Bugün dünyayı değiştirebilecek birer Hirro olmadığımıza ağlıyorum.

dan-türk kardeşliği

tyrsk
carlaakp

Bilmem biliyor musunuz, Danimarka’nın en büyük göçmen kitlesi Türkiye. Dolayısıyla bol bol bahsimiz geçiyor buralarda. Dışarı her çıktığımda türkçe mutlaka duyuyorum günde birkaç kez. Danlar, tıpkı almanyada veya diğer büyük türk göçmen kitlesi bulunduran avrupa ülkeleri gibi, türklerin yaşadıkları yerin dilini öğrenmemekte ısrarlı olmasından şikayet ediyorlar. Halbuki her yer bedava danca kursu kaynıyor. Burda oturduğun ilk 3 sene boyunca, her belediyede bedava dil kursu alabiliyorsun.  Birçok devlet dairesinde veya kütüphanelerde ikinci dil türkçe. Pratik hayatla ilgili herşeyin türkçe olarak da broşürü mevcut.

Neyse, sadede geleyim, dün tren beklerken şöyle bir duvar yazısı vardı : Micha, Dan *kalp* Carla, Türk. Hemen yanında da, “FLH’li Micha ve AKP’li Carla”. FLH’ın burda iktidarda olan sağ muhafazakar parti olduğunu sandım ama değilmiş. Ne olduğunu bulamadım. Bana sanki dan birisi tarafından, danlara göre bu hiç olmayacak kombinasyonla dalga geçmek için yazılmış gibi geldi.  Gerçi AKP isminden haberi olan bir dan da düşünemiyorum. Ama Carla isimli bir AKP’li de düşünemiyorum…Neden sonra, Carla Bruni geliyor aklıma. Sarkozy’den sıkılıp oryantal arayışlara girerek Abdullah Gül’le evlenip müslüman olduğunu, ismini de Hatice olarak değiştirdiğini hayal ediyorum. O da olur. Impossible is nothing.